Etrafıma baktım, insanları izledim, hatta bir süre boş boş oturdum. Ama zihnim sanki bir şey arıyordu. O an fark ettim: Biz artık boş kalmayı unutmuşuz.
Eskiden can sıkıntısı diye bir şey vardı ve bu durum kötü bir şey olarak görülmezdi. İnsan canı sıkıldığında düşünürdü, hayal kurardı, hatta bazen hiçbir şey yapmadan durabilirdi. Şimdi ise en ufak bir boşlukta elimiz otomatik olarak telefona gidiyor. Üstelik çoğu zaman neden açtığımızı bile bilmiyoruz. Sadece bir şey kaçırıyormuşuz hissiyle ekranı kaydırmaya başlıyoruz.
Araştırmalar, ortalama bir insanın gün içinde telefonunu yüzlerce kez kontrol ettiğini gösteriyor. Daha da ilginci, bu kontrol davranışının büyük kısmı bilinçli değil. Yani gerçekten bir ihtiyacımız olduğu için değil, alışkanlık haline geldiği için yapıyoruz. Bu da bağımlılığın en net göstergelerinden biri.
İşin ilginç tarafı ise şu: Herkes bu durumun farkında ama kimse kendini bu tanımın içine koymak istemiyor. “Ben bağımlı değilim” cümlesi artık neredeyse otomatik bir savunma haline gelmiş durumda. Oysa gün sonunda ekran süresine baktığımızda ortaya çıkan tablo genelde pek de masum olmuyor.
Telefon aslında bize çok şey vaat ediyor. Bağlantı kurmak, haber almak, eğlenmek… Ama farkında olmadan başka bir şey de alıyor: dikkatimizi. Gün içinde bölünen dikkatimiz, derin düşünme kapasitemizi zayıflatıyor. Sürekli uyarılan bir zihin, sessizliğe tahammül edememeye başlıyor.
Daha da çarpıcı olanı, bu kadar “bağlı” olduğumuz bir çağda giderek daha yalnız hissetmemiz. Kalabalık ortamlarda bile herkes kendi ekranına gömülmüş durumda. Aynı masada oturan insanlar bile birbirinden kopuk. Fiziksel olarak yan yanayız ama zihinsel olarak bambaşka yerlerde.
Belki de sorun tamamen teknoloji değil. Belki de biz, kendimizle baş başa kalmaktan kaçıyoruz. Çünkü sessizlik beraberinde düşünmeyi getiriyor ve düşünmek çoğu zaman rahatsız edici. Telefon ise bu rahatsızlığı bastırmanın en kolay yolu.
Kimse bunu yüksek sesle söylemiyor ama gerçek oldukça basit: Telefon artık sadece bir araç değil. Günlük hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Ve biz, bunun ne kadarını kontrol ettiğimizi sandığımızdan çok daha az kontrol ediyoruz.